Konstantinos KAVAFIS
Yunan şiir geleneğinin dışında kendine özgü bir şiir yaratan Yunanlı şair Konstantinos Kavafis 17 Nisan 1863'te İskenderiye'de doğdu, 29 Nisan 1933'te yine aynı kentte öldü. Tam adı Konstantinos Pétrou Kaváfis'tir. İstanbul'dan İskenderiye'ye göç eden bir Rum ailesinin dokuzuncu çocuğudur. Kavafis çocukluğunda bir süre ailesiyle birlikte İngiltere'de Londra'da kaldıktan sonra yeniden Mısır'a dönmüş, İstanbul'a, Paris'e, Londra'ya ve Atina'ya yaptığı kısa yolculuklar dışında yaşamının tamamını İskenderiye'de sürdürmüştür. İskenderiye'ye döndükten sonra Su İşleri Bakanlığı'nda uzun yıllar kâtiplik yapmış, İskenderiye Borsası'nda simsar olarak çalışmıştır. Ömrünün son yıllarında gırtlak kanserine yakalanan Kavafis yalnızlık içinde ölmüştür. İlk şiirleri 1903'te Yunanistan'da yayımlandı. Bir yıl sonra 14 şiirden oluşan ilk kitabını çıkardı. 1907'de Nea Zoe adlı edebiyat dergisinin çevresinde toplanan genç sanatçılarla ilişki kurdu. 1910'da birinci kitabını 12 şiir ekleyerek yeniden yayımladı. 1911'den ölümüne dek şiirlerini dergilerde yayımlayan Kavafis'in 154 şiiri toplu olarak 1935'te yayımlanabildi. Bütün şiirleri 1963'te gün yüzü görebildi. En önemli şiirlerini 40 yaşından sonra yayımladığı için kendisini "yaşlılığın şairi" olarak nitelendirmiştir.
Kavafis Hıristiyanlığa, milliyetçiliğe ve heteroseksüelliğe ilişkin geleneksel değerleri reddetmiş, şiirlerinde Roma, Bizans ve Helenistik dönem tarihlerinden yol çıkarak yarattığı dramatik atmosfer içinde güncel olanı lirik bir dille ele almıştır. Kullandığı dil, klasik kurallara bağlı kalınarak geliştirilmiş gösterişli ve incelikli Katharevusa ile halkın konuştuğu Demotikos'un özgün bir karışımıdır. Tarihsel olarak nitelendirilen şiirlerinde kendi özgün kişiliğini başka başka karakterlerin ağzından konuşturarak ince alaycılığa denk düşen dramatik bir anlatımı oluşturmuştur. Düzyazının sınırında duran şiirlerinde içtenlik ve gerçekçilik egemendir, şiirin bütünü tek bir imge olarak yer alır.
ANIMSA, BEDEN
Anımsa, beden, ne denli sevilmiş olduğunu değil yalnızca,
o uzanmış olduğun yatakları değil yalnızca,
ama o arzuları da anımsa: Gözlerde
senin için sakınmadan parıldayanları
ve senin içinde titreşen arzuları
ve bir engel yüzünden gerçekleşmemiş olanları.
Şimdi her şeyin geçmişte kaldığı şu anda
kendini vermiş gibisin neredeyse bu arzulara--
nasıl parıldarlardı, anımsa, o sana bakan gözlerde,
nasıl titreşirlerdi senin içinde, anımsa, beden.
1918
Constantino KAVAFİS
Çeviri : Herkül Millas ve Özdemir İNCE
BARBARLARI BEKLERKEN
Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?
Bugün barbarlar geliyormuş buraya.
Neden hiç kıpırtı yok senatoda?
Senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün.
Senatörler neden yasa yapsınlar?
Barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar.
Neden öyle erken kalkmış imparatorumuz,
şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına,
başında tacı, törene hazır?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların başbuğunu karşılamaya çıkmış imparatorumuz.
Bir de koca ferman hazırlatmış
ona rütbeler, unvanlar bağışlayan.
İki konsülümüzle yargıçlarımız neden böyle
işlemeli, kırmızı kaftanlar giyinip gelmişler?
Neden böyle yakut bilezikler, parlak,
görkemli zümrüt yüzükler takınmışlar?
Ellerinde neden böyle altın,
gümüş kakmalı asalar var?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onların gözlerini kamaştırırmış böyle takılar.
Ünlü konuşmacılarımız nerde peki,
neden herzamanki gibi söylev çekmiyorlar?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün,
onlar pek aldırmazlarmış güzel sözlere.
Neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa?
(Nasıl da asıldı yüzü herkesin!)
Neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar,
neden herkes dalgın dönüyor evine?
Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi.
ve sınır boyundan dönen habercilere göre,
barbarlar diye kimseler yokmuş artık.
Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.
Constantino KAVAFİS
Çeviri:
Cevat ÇAPAN
BARBARLARI BEKLERKEN
-Pazar yerine toplanmış ne bekleşiyoruz böyle?
Barbarlar geliyormuş bugün.
-Bu ne durgunluk Senatoda
neden yasamaz olmuş senatörler?
Barbarlar geliyormuş bugün.
Yasamanın gereği var mı?
Barbarlar yasa koyarlar gelince.
-Neden İmparatorumuz böyle erken kalkmış;
başında tacı, duruşunda bu törensizlik,
ne yapıyor kentin en büyük kapısında?
Barbarlar geliyormuş bugün.
Başbuğlarını İmparator
karşılamaya çıkmış.
Buyrultu bile çıkarmış diyorlar,
ona nicelikler, ayrıcalıklar bağışlayan.
-Neden iki konsülümüzle yargıçlarımız
kırmızı, süslü kaftanlar içinde çıkmışlar?
Neden yakut bilezikler, parlak
zümrüt yüzüklerle bezenmişler?
Altın, gümüş kakmalı asalarıyla
ne yapacaklar böyle.
Barbarlar geliyormuş bugün,
Barbarların böyle şeyler pek hoşuna gidermiş.
-Nerde ünlü söylevcilerimiz,
neden konuşmuyorlar?
Barbarlar geliyormuş bugün,
Barbarlar güzel sözlere kulak asmaz ki.
-Nedir bu birdenbire doğan tedirginlik,
bu kargaşa? (Nasıl da asılıverdi suratı herkesin!)
Sokaklar, alanlar neden böyle çabuk boşalıyor,
neden dalgın dönüyor evine herkes?
Gece oldu, Barbarlar gelmedi de ondan.
Sınırdan dönen birtakım kimselerse
Barbarlar yok artık, diyorlar.
Peki, şimdi Barbarlarsız ne yaparız biz?
Ne de olsa çıkar bir yol demeti onlar.
Constantino KAVAFİS
Çeviri: İonna KUÇURADİ - A.Turan OFLAZOĞLU
DUVARLAR
Düşünmeden, acımadan, utanmadan
kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.
Ve şimdi oturuyorum böyle yoksun her umuttan.
Beynimi kemiriyor bu yazgı, hep bu var aklımda;
oysa yapacak bunca şey vardı dışarda.
Ah, önceden farketmedim örülürken duvarlar.
Ama ne duvarcının gürültüsü, ne başka ses.
Sezdirmeden, beni dünyanın dışında bıraktılar.
(1896)
Constantino KAVAFİS
Çevirenler : Herkül MİLLAS ve Özdemir İNCE
KENT
"Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."
Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.
Constantino KAVAFİS
Çeviri : Herkül Millas ve Özdemir İNCE
KALELER
Düşünmeden, acımadan, utanmadan
yüksek kaleler kurmuşlar dört yanıma.
Umutsuzluk içinde böyle hep
bir şey düşünmez oldum alınyazımdan başka.
Dışarıda görülecek bir sürü işim vardı
ben nasıl sezmedim kaleler kuruldu da.
Ses seda işitmedim çalışan işçilerden
habersiz kapadılar beni dünyanın dışına.
(1896)
Constantino KAVAFİS
Çevirenler : Ionna KUÇURADİ ve A.Turan OFLAZOĞLU
TANRININ ANTONIUS'U BIRAKMASIDIR
Birdenbire duyarsan geceyarısı
görünmeyen bir alayın geçtiğini
eşsiz ezgilerle, seslerle-
artık boyun eğen yazgına başarısız
yapıtlarına, tasarladığın işlere
hepsi aldanışlarla biten-
ağlamayasın boş yere.
Çoktan hazırmış gibi bir yiğit gibi
hoşçakal de ona, giden İskenderiye'ye.
Hele kendini aldatmayasın demeyesin:
bu bir düştü, kulaklarım iyi duymadı;
böyle boş umutlara eğilmeyesin.
Çoktan hazırmış gibi bir yiğit gibi
böyle bir kente erişmiş sana yaraşırcasına,
kesin adımlarla yaklaş pencereye,
dinle duygulanarak, ama
yanıp yıkılmalarıyla değil korkakların-
son bir kez, dinle doya doya ezgileri,
o gizli alayın eşsiz çalgılarını,
hoşçakal de ona, yitirdiğin İskenderiye'ye.
Constantino KAVAFİS
Çeviri : Ionna KUÇURADİ ve A.Turan OFLAZOĞLU
YAPITLARI
Poiemata (Şiirler, 1952, ö.s.)
TÜRKÇE'DE KAVAFİS
Seçme Şiirler - Konstantinos Kavafis, Çevirenler: Erdal Alova - Barış Pirhasan - Marianna Yerasimos,Yön Yayınları, İstanbul, 1992
Barbarları Beklerken, Konstantinos Kavafis, Çevirenler : Erdal Alova - Barış Pirhasan, İmge Kitabevi Yayıncılık, Ankara, 1997
Konstantinos Kavafis Bütün Şiirleri, Çevirenler: Herkül Millas- Özdemir İnce,Varlık Yayınları, İstanbul,1998
Tensel Haz, Konstantinos Kavafis, Çevirenler: Erdal Alova - Barış Pirhasan, Boyut Yayın Grubu, İstanbul, 2000
Bir Başka Deniz Bulamazsın, Konstantinos Kavafis, Adam Yayıncılık, İstanbul, 2003
Bütün Şiirleri, Konstantinos Kavafis, Çevirenler: Herkül Millas, Özdemir İnce, Varlık Yayınları, İstanbul, 2005
THE CITY
You said, "I will go to another land, I will go to another sea.
Another city shall be found better than this.
Each one of my endeavors is condemned by fate;
my heart lies buried like a corpse.
How long in this disintegration can the mind remain.
Wherever I turn my eyes, wherever I gaze,
I see here only the black ruins of my life
where I have spent so many years, and ruined and wrecked myself."
New places you shall never find, you'll not find other seas.
The city still shall follow you. You'll wander still
in the same streets, you'll roam in the same neighborhoods,
in these same houses you'll turn gray.
You'll always arrive at this same city. Don't hope for somewhere
else;
no ship for you exists, no road exists.
Just as you've ruined your life here, in this
small corner of earth, you've wrecked it now the whole world
through.
Constantino KAVAFIS
Herkül Millas ve Özdemir İNCE çevirisi ile Kent
Bu Blogda Ara
4 Ekim 2010 Pazartesi
AHMED ŞAMLU
Yirminci yüzyıl İran Fars şiirinin doruğu kabul edilen şair, öykücü, romancı, oyun yazarı, çevirmen, gazeteci, dergi yayımcısı, eleştirmen Ahmed Şamlu 12 Aralık 1925'te Tahran'da doğdu, 24 Haziran 2000 tarihinde yine Tahran'da yaşamını yitirdi. Çocukluk yıllarında asker olan babasının görevi nedeniyle ülkesinin dört bir yanını gezdi. Lisede okurken siyasi etkinliklerinden dolayı dört yıl tutuklu kaldı (1941-45). 1946'da idam mangasının önüne çıkarıldı, son anda hükümetin affıyla serbest bırakıldı. Sokhane Nov (Yeni Söz, 1948), Rouzane (Pencere, 1950), Bamshad (1956) dergilerini çıkardı. 1952'de Macaristan'a gitti, burada iki yıl İran Büyükelçiliği Kültür Müşaviri olarak görev yaptı.1974-1979 yıllarında birçok uluslararası konferansa katıldı; Avrupa ve Amerika'nın çeşitli üniversitelerinden çağrılar aldı. Avrupa ve Amerika'da yaptığı okuma turneleriyle şiirini dünyaya tanıttı. 1990'lı yıllarda hükümetin baskı ve sansürlerine karşı imzaladığı bir ''aydınlar dilekçesi'' nedeniyle baskılara uğradı. Kitaplarının yayımlanması yasaklandı. Yaşamının son yıllarını Tahran'ın 50 kilometre uzağındaki bir yayla köyünde sürdürdü, diyabet hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi.
ŞİİRLERİ
AŞIKANE
"Seni seviyorum" diyen o
hüzünlü bir ozandır
şarkılarını yitirmiş
Bin neşeli tarlakuşu
gözlerinde
bin suskun kanarya
boğazımda
Aşk konuşabilseydi keşke
"Seni seviyorum" diyen o
üzüntülü bir gecenin kalbidir
ayışığını arayan
Konuşabilseydi keşke aşk
Bin gülen güneş
adımlarında
bin ağlayan yıldız
arzularımda
Aşk konuşabilseydi keşke.
Ahmed ŞAMLU
Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ - Hamit TOPRAK
AYDA'YA DÖRT ŞARKI
I
AYLAK ADAMIN ŞARKISI
Şu yol kıvrımında
kavurucu bekleyişte
bir gölgelik yapmalıyım ağaç ve taştan.
Çünkü nihayet
umut
gecikmiş bir seferden dönüyor geri.
Öyle bir zamanda ki
yazık!
Ne başımda bir dam
Ne ayağımın altında
bir kilim
***
Kavrulmasın güneşten diye
bir testi yok
su vermek için
ve yorgunluk atacak
bir yastık yok
oturmam için
***
Dört gözle beklediğim yolcu
çıkagelecek apansız.
Ey tüm umutlar
şu damı çatmakta
güç verin bana!
Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963
II
BİR DOSTUN ŞARKISI
Kimsin sen ki
böyle
güvenip
söylüyorum
adımı sana;
evimin anahtarını
koyuyorum avucuna;
mutluluk ekmeğimi
paylaşıyorum seninle
ve yanına çöküp
dizinde
böylesine huzurlu
dalıyorum uykuya?
III
Hangi iblis
vesvese veriyor sana
böyle
hayır demek için?
Yok, bir melekse
hangi şeytanın tuzağından
haberdar ediyor
böyle?
Bir kuşku mu var?
Yoksa
gurbet için bir dostun yurduna
indiğin
son ayak seslerin mi?
Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963
Ahmed ŞAMLU
Çeviri: Prof.Dr. Mehmet KANAR
ATEŞTEKİ İBRAHİM'İN ŞARKISI
Alacakaranlığın kanlı göçüğünde
bir başka adam var.
Toprağı yeşil istiyordu
ve aşkı en güzel kadınlara yaraşır.
Onun gözünde
bu
değildi o kadar da değersiz bir hediye
toprağa ve taşa yaraşacak.
Ne adam! Ne adam!
Diyordu ki
kalbe yaraşan
aşkın yedi kılıcıyla
kan içinde kalmak
ve gırtlağa yaraşan
en güzel adları
söylemek.
İşte böyle bir aşktı demirdağın arslanı adam
yazgının kanlı meydanından
Aşil gibi geçti.
Bir çelik vücutlu:
ölümünün sırrı
aşk kederi ve
yalnızlık gamıydı.
***
"Âh, gamlı İsfendiyar!
Senin için iyisi
gözlerini kapamak!"
"Değil mi;
Biri
yetmez miydi
kaderimi yazmaya?
Yalnız olan ben
etmedim feryat!
Gömülmeye
razı oldum
ben.
Bir sestim ben
-şekiller içinde bir şekil-
ve bir mânâ buldum.
Ben vardım
ve ben oldum;
ne bir gül goncası
ne bir kök sürgünü
ne ormandaki bir tohum
Tıpkı
gökyüzünün secde ettiği
şehit
bir halk adamı gibi.
***
Değildim ben
başı önde zavallı bir kulcağız
ve benim cennetim
itaat ve alçakgönüllülüğün patika yolu
değildi.
Başka tanrı gerekliydi bana
çaresizlik azığına
boyun eğmeyecek
bir kula yaraşan.
Ve başka bir
tanrı
yarattım."
***
Yazık! Demirdağın arslanı!
Sen vardın
ve bir dağ gibi
düşmeden yere
sızlanmadan, kararlı
ölmüştün.
Ama ne tanrı, ne şeytan.
senin yazgını
bir put yazdı
başkalarının taptığı.
Başkalarının
taptığı
bir put.
Ahmed ŞAMLU
Çeviri: Prof.Dr. Mehmet KANAR
AYNA BAHÇESİ
Elimde fener
Karşımda fener:
Karanlığa karşı savaşa gidiyorum.
Yorgunluk beşikleri
gelip gitmelerin çekişmesinden
duraksamışlar
Ve derinliklerden bir güneş
Küllenmiş evrenleri
aydınlatıyor.
Yıldırımın asi haykırışı
Sabırsız bulutun rahminde
döllendiği an
Ve üzüm ağacının suskun acısı
Ufak koruğun
Uzun sarmalın sonunda
filizlendiği an
bütün haykırışım
acılardan kaçmaktı.
Çünkü ben,
en korkunç gecelerde
güneşi
umutsuz dualarımla istemiştim.
Güneşlerden geldin
seherlerden.
İpeklerden ve
aynalardandın sen.
Tanrının ve ateşin olmadığı boşlukta
bakışını ve güvenini istemiştim
umutsuz bir duada.
İki ölüm arasında
iki yalnızlığın boşluğunda
ciddi bir akış.
[İşte senin bakışın ve güvenin böyledir!]
Senin sevincin
acımasız ve ulu
boş ellerimde nefesin
şarkı ve yeşillik.
Kalkıyorum!
Elimde fener
gönlümde fener
ruhumun pasını saydamlaştırıyorum
senin aynanın karşısına
ayna koyuyorum
senden sonsuzluk yaratayım diye.
Ahmed ŞAMLU
Çeviri: Zahra DEMİRCİ - Sobhi BABEK
EŞİKTE
Sakın
Güneşin sarı benzine
dalıp
bakma
Büyüler
seni.
Gözlerine ellerini siper et
Gökyüzüne bakarken
Göçmen turnaları
Göreceksin
yükseklerde
Mevsimlerin kavşağında
Rüzgârların geçidinde
Güneye doğru
Uçarlarken.
* * *
Ellerin
Gözlerinin kalkanı olsun
Sarı benizli güneş
Bakışını
Büyülemesin
Göçmen turnaları
Gör de
Kanat kanata
Denizleri aşarken
Denizlerden
Dağlara
Gururlu dik dağlara
Islak saman yüküne
Tarlanın kuru sofrasına
Kargaların kargaşasına
terk edilen harman yerlerinde
Geleneklere
Göreneklere
Ülkelere
Ve seni fersiz damına
Başına
Ve üzgün gövdene
Çöktüğün kedere
Ve böylece
Zindanda geçen yıllarına
Ve turnaların kanatlarındaki son kızıllık
Batan güneşin ateşinde
Kül olacak
Orda sen
Kederi göreceksin
Uzayan gölgesiyle
Batan güneşle birlikte
titreye
titreye
Ereğe erişir
Ve senin yanında
Pencere kıyısına ilişir
O
Senin sayrılı, beyaz ellerine
Yaşlı ellerine...
Ve batan güneşi
Kara Kanadını...
Ahmed ŞAMLU
Çeviri : İldeniz KURTULAN
GENEL AŞK
Gözyaşları bir sırdır
gülümseme bir sır
ve bir sırdır aşk.
Aşkımın gülümsemesiydi
gözyaşları, o gecenin.
*
Öykü değilim anlatasın,
nağme değilim söyleyesin,
ses değilim işitesin
değilim öyle bir şey
ki göresin
ki bilesin
ortak bir acıyım ben
haykırsın beni, sesin.
*
Ağaç ormanla konuşuyor
ot ovayla
yıldız kâinatla
ve ben
seninle konuşuyorum
Adını söyle bana
elini ver bana
lafını söyle bana
kalbini ver bana
ben köklerini anladım senin
senin dudaklarınla konuştum tüm dudaklara
tanıdık ellerimle ellerin.
*
Aydınlık tenhalarda seninle ağladım
yaşayanlar için
karanlık mezarlıklarda seninle söyledim
en güzel şarkıları
çünkü bu yılın ölüleri
en aşık yaşayanlardı.
*
Ellerini ver bana
tanıdık ellerimle ellerin
ey, geç bulunmuş!
seninle konuşuyorum
bulutun tufanla
otun ovayla
yağmurun denizle
kuşun baharla
ağacın ormanla konuştuğu gibi
köklerini anladım senin, çünkü
çünkü
tanıdık sesimle sesin.
Ahmed ŞAMLU
Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ - Hamit TOPRAK
KARA ŞARKI
Kurşunî bir şafakta
Atlı duruyor, sessiz
Atının uzun yelesi uçuşuyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Atlılar durmamalı
Çalarken, tehlike çanları
Yanmış çitin yanında
Kız duruyor, sessiz
İnce eteği oynaşıyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Kızlar sessiz kalmamalı
Yaşlanırken, umutsuz ve yorgun adamları
Ahmed ŞAMLU
Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ - Hamit TOPRAK
ÖVGÜ VE ŞÜKÜR İÇİN BİR ŞARKI
Öpücüklerin
bahçenin geveze serçeleri
ve memelerin
dağların peteği
ve tenin
ölümsüz bir sırdır
yüce tenhalarda
bana fısıldanan.
Tenin bir bestedir
ve tenim bir söz
ona yerleşen bir şarkı olsun diye:
sonsuzluk (sürekliliğin nabzını atan)
Bakışlarında tüm sevgiler:
Yaşamayı müjdeleyen bir ulak
Suskunluğunda tüm sesler:
Var olmayı tecrübe eden bir haykırış.
Ahmed ŞAMLU
Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ - Hamit TOPRAK
ÖLÜMDEN...
Ölümden korkmuş değilim hiç
pespayeliğinden
kırılgan gerçi
elleri.
Tek korkum
insan özgürlüğünün
mezarcının ücretinden
ucuz olduğu
bir ülkede
ölmek.
Aramak
bulmak ve
karar vermek
özgürce
ve
bir
kale yapmak
kendi özünden.
Değil mi ki ölüm daha
değerli bütün bunlardan
hiç ama hiç korkmuş
değilim
ölümden ...
Ahmed ŞAMLU
Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ - Hamit TOP
VARTAN'IN ÖLÜMÜ
"-Bak!! gülümsedi bahar, erguvan tomurcuk verdi
evde, pencerenin altında, çiçeklendi yaşlı yasemin
boş ver hayalleri
var olmak yok olmaktan iyi
baharda hele....."
Vartan konuşmadı
başı dik
öfkeli
sıktı dişini
ve
gitti
*
"Vartan !! konuş!!
Sessizliğin kuşu
korkunç bir ölüm yavrusu
kuluçkasında..."
Vartan konuşmadı
güneş gibi
çıktı karanlıktan
kana boğuldu
ve
gitti
*
Vartan konuşmadı
yıldızdı sanki
parladı zulmette
kaydı
ve
gitti
*
Vartan konuşmadı
Vartan menekşeydi sanki
çiçek açtı
"-kış bitti": müjdeledi
ve
gitti
Ahmed ŞAMLU
Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ - Hamit TOPRAK
Türkçe'de Ahmed ŞAMLU
Ova Büsbütün Sis, Ahmed Şamlu, Çeviri: Zahra Demirci, Sobhi Babek, İyi Şeyler Yayıncılık İstanbul,1998
Bana Aydınlıktan Söz Et, Ahmed Şamlu, Çeviri: Haşim Hüsrevşahi, Adam Yayınları, İstanbul, 2000
Ey Aşk, Ey Aşk Mavi Yüzün Görünmüyor,Ahmed Şamlu,Çeviri: Cavit Mukaddes, YKY Yayınları, İstanbul, 2004
YAPITLARI
1948 Forgotten Melodies (Unutulmaz Ezgiler)
1954 Steel and Emotion (Çelik ve Duygu)
1958 Fresh Air (Temiz Hava-Yeni Soluk)
1961 Garden of Mirrors (Aynaların Bahçesi)
1964 Moment and Eternity (Cevher ve Sonsuzluk)
1965 Ayda in the Mirror (Aynadaki Ayda)
1966 Ayda, Tree, Dagger, and Memories (Ayda, Ağaç, Hançer ve Anılar)
1969 Of Air and Mirrors (Havadan ve Aynalar)
1969 Odes for the Earth (Dünyadan Şiirler)
1967 Phoenix in the Rain (Yağmurda Simurg/Yağmurda Kaknüs)
1970 Dust Elegies (Toprak Ağıtları)
1971 Blossoming in the Fog (Siste Çiçek Açma)
1973 Ebrahim in the Fire (Ateşteki İbrahim)
1977 Dagger in the Dish (Tabaktaki Hançer)
1978 Tale of Mother Sea's Daughters (Deniz Ananın Kızlarının Öyküsü)
ÖDÜLLERİ
1999 Uluslararası Stig Dagerman Şiir Ödülü
GOETHE
Johann Wolfgang Von GOETHE
Alman şair, tiyatro yazarı ve romancı, Alman edebiyatındaki Coşkunluk akımının (Sturm und Drang) ve Klasik Dönem'in Schiller'le birlikte en önemli temsilcisi. 28 Ağustos 1749'da Frankfurt am Main'da doğdu, 22 Mart 1832'de Weimar'da öldü. Varlıklı bir ailenin oğluydu, Leipzig ve Strasburg'da hukuk öğrenimi gördü. Strasburg'da tanıştığı Herder'in yardımıyla Shakespeare'in yapıtlarını okudu,
öğrenimini bitirip Frankfurt'a dönünce kendini edebiyata verdi.
AVCININ AKŞAM ŞARKISI
Yürüyorum kırda sessiz, yabanıl
Elimde tüfek sürüne sürüne;
Gözlerimde senin ışıklı yüzün,
Tatlı hayalin gülümsemede.
Gezmedesin sen şimdi, sevimli
Kırlar içinde vadilerde;
Ah, benim uçup giden hayalim
Bilmem görünür mü sana bir kere?
Görünür mü yaslı gamlar içinde
Diyar diyar gezen bu hayal sana?
Yanında ayrı düştüğü için
Yürür giderken ufuktan ufka.
Yalnız seni kurar, seni görürüm
Yüzün sanırım bakınca aya
Bir sessiz güven kaplar içimi
Ah, bilmem ki ne hal oldu bana?
Johann Wolfgang Von GOETHE
Çeviri: Selâhattin BATU
DİNMEYEN AŞK
Bakmadan kara,yağmura,
Göğüs vererek rüzgâra,
Kayalar içinde ıslak,
Sisleri aşıp koşarak,
Sevmek, bıkmamak sevgiden!
Dinlenmeden, ara vermeden!
Ömrün tadını, neşesini
Taşımadansa boş yere
Ben ıstırabı, acıyı
Üstün tuttum sevinçlere,
O yakınlık duygusunu,
Gönülden gönüle akışı;
Ah bir şeye benzemez
İnsanı yaratır acı!
Nereye kaçayım, nereye?
Ormanlara mı, ırağa mı?
Boşuna her şey, boşuna!
Huzura varmayan neşe
Ey aşk! Her şeyin başı!
Johann Wolfgang Von GOETHE
GECE ŞARKISI
Ah, o yattığın yumuşak yastıkta
Şöyle kulak ver bana rüyanda,
Başucunda çaldığım şarkıyla
Uyu rahatça, ne istersin daha?
Başucunda çaldığım şarkıyla
Gökteki yığın yığın yıldızlar
Ölümsüz duyguyu mutlulamada;
Uyu rahatça, ne istersin daha?
Ölümsüz duyguyu mutlulamada
Yeryüzündeki gürültülerden
Yüceltmede beni gökler katına;
Uyu rahatça, ne istersin daha?
Yeryüzündeki gürültülerden
Ayırırsın beni çok uzaklara
Bağlarsın beni o serinliğe
Uyu rahatça, ne istersin daha?
Bağlarsın beni o serinliğe
Şöyle kulak verip bana rüyanda,
Ah, o yattığın yumuşak yastıkta
Uyu rahatça, ne istersin daha?
Johann Wolfgang Von GOETHE
Çeviri: Selâhattin BATU
GEZGİNİN GECE ŞARKISI
Sen ki göklerden gelensin
Bütün ferahı, acıyı dindirensin,
Kat kat kederli olana
Kat kat sevinç veresin,
Ah, bıktım artık sürüklenmekten!
Bütün bu acılar, sevinçler niye?
Ey tatlı sükûn,
Gel, ah, gel artık göğsüme!
Johann Wolfgang Von GOETHE
Çeviri: Selâhattin BATU
İNSANLIĞIN SINIRLARI
Eğer o eski
Mübarek Tanrı,
Devrilip dönen
Bulutlar üstünden
Mutlu şimşekler
Serperse yere;
Kalbimde çocuksu
Bir bağ ve korku,
Öperim sarılıp
Eteklerini.
Çünkü bir insan
Mutlu Tanrılarla
Ölçmesin kendini.
Kalkıp yerinden
Değerse başıyla
Yıldızlı göklere,
Kurtulur ayağı
Bastığı topraktan
Eğlenir yel, bulut
Bu hevesiyle.
Fakat o, kemiği
Etiyle yiğitçe,
Durarak basarsa
Bu sağlam yapılı
Dünyanın böğrüne;
Yetişmez o zaman
Benzetmek kendini
Bir asma dalına
Yahut meşeye
Nedir ayıran
Tanrıyı kişiden?
Sayısız dalgalar,
Durmadan değişen,
Ölümsüz bir akış:
Bir dalga kaldırır,
Bir dalga yok eder
Ve bizi batırır.
Küçücük bir çember
Sınırlar bu ömrü.
Sayısız nesiller
Durmadan dizilir
Daima var olan
Bu sonsuz zincire.
Johann Wolfgang Von GOETHE
Çeviri: Selâhattin BATU
PERİLERİN ŞARKISI
Geceyarısında, dalınca uykularına insanlar,
Gösterir bize yüzünü ay
Ve yıldız ışıklarını
Dolanır, şarkılar söyleriz
Ve bu anlarda ancak severek dansederiz.
Geceyarısında, dalınca uykularına insanlar,
Çayırlarda, su çiçeklerinin yanında
Ararız yerimizi biz
Dolanır, şarkılar söyleriz
Ve dansını ederiz bir rüyanın.
Johann Wolfgang Von GOETHE
Çeviri: Oğuz AKALIN
SEVGİLİ YAKINLIĞI
Seni hatırlarım sulara günün
Şavkı vurunca;
Seni hatırlarım, dalgalara ay
Renkler verince.
Seni görür gözüm uzak yollarda
Tozlar kalkarken;
Derin gecelerde, dağ yollarında
Yolcu titrerken.
Seni işitirim, boğuk seslerle
Su yükselince;
Kırlarda sükûtu dinlerim gece
Her şey susunca;
Uzakta da olsan, ben yanındayım,
Sen yanımdasın.
Gün söner,yıldız ışır gökte, ah!
Burda olsaydın.
Johann Wolfgang Von GOETHE
Çeviri: Selâhattin BATU
UZAKTAKİ SEVGİLİYE
Seni kaybettiğim, söyle gerçek mi?
Ey güzel bırakıp beni gittin mi?
Her name, her söz kulaklarımda
Hâlâ bugün gibi çınlayıp durmada.
Bir yolcu nasıl bakışlarıyla
Delmeye çalışırsa mesafeyi,
Nasıl keşf için uğraşırsa
Havada gizlice şakıyan serçeyi;
Öyle aranıyor gözlerim durmadan
Tarlayı, çalıyı, ormanı tekrar;
Ey güzel sevgilim, dön artık bana!
Seni çağırıyor söylediğim şarkılar!
Johann Wolfgang Von GOETHE
Çeviri: Selâhattin BATU
ZÜLEYHA'YA
Seni kokulariyle okşamak için,
Artırmak için sevincini,
Sayısız güller goncalanırken
Alevler içinde yakmalı içini.
Bana baştanbaşa bir dünya gerek
Bir şişeceğim olması için
İçinde kokular ölümsüz kalan
Parmakların kadar ince ve narin.
Bir dünya ki hayat coşkunluğundan
Taşıp kabaran arzularla
Bir ceza olmuş bülbüllerin
Sevgilerine, şarkılarına.
Bu acı azap mı vermeli bize.
O iken artıran neşemizi.
Mahveden, ruhlar değil mi, binlerce,
Timur'un şanını, ülkesini.
Johann Wolfgang Von GOETHE
Çeviri: Selâhattin BATU
YAPITLARI
Anette-Lieder (Anette İçin Şarkılar, 1765-1768)
Die neuen Lieder (Yeni Şarkılar, 1770)
Römische Elegien (Roma Ağıtları, 1789)
Westöstlicher Diwan (Doğu Divanı, 1819)
Marienbader Elegien (Marienbad Ağıtları, 1823)
Goethe’nin Kısa Yaşam Öyküsü
Johann Wolfgang von Goethe 28 Ağustos 1749’da Frankfurt-Main’de doğdu. 22 Mart 1832’de Weimar’da öldü. Şiir, oyun, roman ve denemeler yazdı. Doğa bilimleriyle uğraştı; insan anatomisi ve botanik konularında araştırmalar yaptı. Babası varlıklı bir hukukçu, annesi ise bir memur ailesinin kızıydı. Kültürlü bir adam olan babası daha çocukken Goethe'ye Latince, Yunanca, İbranice, Fransızca, İngilizce ve İtalyanca öğretti. 1765’te hukuk öğrenimi yapmak için Leipzig’e gitti. Oradayken şiir ve oyun yazmaya başladı. Hukuk öğrenimini tamamlamak için Strasburg’a gitti. Orada geçirdiği bir buçuk yılda gerçek edebiyatçı kimliğini buldu. Ünlü düşünür Herder’le dostluk kurdu. Halk edebiyatıyla ilgilendi, Alman gotik sanatını yakından tanıdı. 1775’te tanıştığı Weimar Dükü Karl August, onu özel elçilik danışmanı yaptı. Maden ocakları ve ormanların denetimini üstlenen Goethe, doğabilim araştırmalarına yöneldi. Kendinden daha yaşlı bir soylu kadın olan Frau von Stein’a aşık oldu. Weimar’da on yıldan fazla kalan Goethe, 1786’da oradan ansızın ayrılıp Roma’ya gitti. Çok etkilendiği İtalya’da iki yıl geçirdi. İki yıllık İtalya seyahati sonrası:” O zengin mimarisiyle biçimli İtalya’dan, biçimsiz Almanya’ya dönmüştüm; sonsuz maviliklerin yerine, kapalı, karanlık gökler uzanıyordu üzerimde. Dostlarım beni yanlarına çekecek, avutacakları yerde, beni üzüyor, ne yapacağımı bilemez hale getiriyorlardı. Uzaktaki en önemsiz bir şeyden hayranlıkla konuşsam ya da elimden ve gözümden kaçırdıklarımdan dert yansam, bunu kendilerine hakaret diye alıyor, gocunuyorlardı. Hiçbiri duygularımı paylaşmaya yanaşmıyor, hiçbiri benim konuştuğum dili anlamıyordu.(2)” diyerek, duygularını dile getiriyordu.
1788’de yine Weimar’a döndü. Christiane Vulpius’la evlendi, bir oğlu dünyaya geldi. 1794’de Schiller’le tanıştı, dost oldular. 1805’te Schiller’in ölmesiyle, Goethe’nin sanat yaşamında bir dönem son buldu. Bundan sonraki yapıtları gerek dil, gerekse biçem açısından farklı oldu.
Türkçeye çevrilen bazı yapıtları şunlar: İtalya Seyahati, Faust (I,II), Genç Werther’in Acıları, Ormanda Bir Mahkeme, Seçme Mektuplar, Seçme Şiirler.
Goethe’nin Evrenselliği
Entelektüel: Bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında özel öğrenim görmüş kişi, aydın. Bu bağlamda Goethe’nin yaşamına baktığımızda, bu tanım adeta Goethe’yi anlatmak için yapılmış sanki. Goethe’nin yaşamını derinlemesine inceleyen edebiyat tarihçileri, yapıtlarıyla olduğu kadar, Goethe’nin seksen üç yıllık uzun yaşamının bütününde entelektüel boyutu ve evrensele ulaşmada gösterdiği çabayı saptamışlardır.
Sözlüğe göre evrensel: Dünya ölçüsünde, dünya çapında; Prof.Gürsel Aytaç’a göre ise: Evrensel, dünya ölçüsünde olana, yani zaman ve mekân kavramlarını aşan değerlere verilen bir sıfattır.
Bir insan aldığı eğitimle entelektüel olabilir; ancak, bir insanın evrensel boyutta yapıtlar üreterek evrenselleşebilmesi için Goethe gibi hayatı boyunca kendini sürekli yetiştirmesi, hayatı çok çeşitli yanlarıyla dolu dolu yaşaması gerekir. Fransız-Alman savaşı sırasında Rusya, Müslüman Türk asıllı askerleri Almanya’ya destek amacıyla göndermişti. Goethe bu askerlerle Weimar’da dostluk kurmuş
ve İslamiyete olan ilgisini bilgi ve yaşantılarla zenginleştirmiştir. 23 yaşında yazdığı Mahomets Gesang adlı şiirinin ardından WestÖstlicher Diwan’ın yazarı olarak “kendisinin bir Müslüman olduğu zannını” reddetmediğini söylemesi ilginçtir.
Öte yandan Almanya’nın Fransızlar tarafından işgali karşısında, halkın coşkulu milliyetçi savaşkan havasına katılmadığı gibi savaş ve kahramanlık şiirleri de yazmamış, ayrıca oğlu August’u savaşmaya göndermemiştir. Goethe’ye göre:”Milli kin en alt kültür basamağına özgü olup, bir başka kültür basamağında bu duygu silinip yok olur.”
Politika ve realizmin her güzel edebiyatı ve sanatı öldürdüğüne inanan Goethe’ye göre :”Sanatın en yüksek amacı güzelliktir ve en son etkisi de zarafet duygusudur.” Sanatta biçim-konu-içerik ilişkisi onun üzerinde fazlasıyla durduğu bir noktadır. Ona göre, konudan ve biçimden zevk almak, okuyucunun kültür düzeyiyle ilgilidir. “Konuyu herkes önünde hazır görür, özünü ise ancak ona bir şeyler katabilen bulur. Biçimse, çoğunluk için bir sırdır.”der. Biçem, gerçek bir metodun sonucu,bireyi, türün ulaştırabileceği en yüksek noktaya yükseltiyor, bu yüzden de tüm büyük sanatçılar en iyi yapıtlarında birbirlerine yaklaşıyorlar. Böylece sanatın en yüksek düzeyinde usta sanatçılar arasında bir yakınlaşma keşfeden Goethe “Weltliteratür”(dünya edebiyatı) kavramına ulaşır. Bugün “klasik” terimiyle ifade ettiğimiz evrensel edebiyat işte Goethe’nin ‘Weltliteratür’ kavramıyla ortaya çıkmıştır. Bu konudaki düşünceleri şöyledir:”Tekrar edelim ki, milletlerin aynı biçimde düşünmeleri gerektiğinden söz edilemez; yalnız onlar birbirinden haberdar olmalı, birbirini anlamalı ve karşılıklı birbirlerini sevmek istemeseler de hiç olmazsa birbirlerine katlanmayı öğrenmelidirler.”
Edebiyatın dünya barışına katkısı konusunda bu insancıl inanç yabana atılacak bir şey değildir.19.yy.ın ilk yarısında dünya edebiyatı düşüncesini öne sürüp bunu uluslar arası anlaşma, birbirini tanıyıp, hoşgörü kazanmada yardımcı görmek Goethe’nin evrensel boyutlarının bir dayanağıdır. Onun dünya edebiyatından umduğu bir başka yarar da sanat düzeyinin yükseltilmesidir.
Goethe’nin üzerinde durduğu diğer bir konu da, karşılaştırmalı edebiyattır. Bunu:”Her edebiyat, eğer yabancı katkısıyla yeniden tazelenmezse, eninde sonunda kendi içerisinde tükenir.”diye açıklar. Yabancı gözüyle değerlendirilmenin her edebiyat için yapıcı olduğunu, dünya edebiyatının bunu sağlayabileceğini düşünür.
Ona göre evrensel şair:”Şair, insan ve yurttaş olarak yurdunu sevecektir, ama onun şairlik güçlerinin ve şairlik etkinliğinin yurdu iyilik, asalet ve güzelliktir ki, belli bir bölge ve belli bir ülkeye bağlı değildir ve şair onları nerede bulursa orada kucaklar. Bu konuda o, özgür bakışlarla ülkeler üzerinde uçan bir kartala benzer, üzerine atılacağı tavşan Prusya’da mı, Saksonya’da mı koşuyormuş, onun için ne fark eder.”
Goethe Nasıl Bir İnsandı?
Goethe kendini şöyle anlatır:”Yeryüzündeki en büyük dahi (Genie) bile yalnız kendinden vermekle bir şey yaratamaz! En büyük dahiye gidin, kendisi için gerekli gereçleri toplamasını önleyin, yapacağı binayı kurması için şu mermeri ya da şu metali kullanamazsın, deyin; bakın ortaya bir şey çıkıyor mu? Sonra dalgın, kendini uzaktan seyreder gibi bakarak:’Ben, kendi hesabıma, ne yaptım tüm yaşamım boyunca?'’der, '‘Gördüklerimi, duyduklarımı, gözlediklerimi derledim ve kendime mal ettim!.. Yapıtlarım, çeşitli yaratıkların binlercesinin besinini alarak oluştu: Akıllılardan ve delilerden, aydınlardan ve aptallardan yararlandım. Çok zaman başkalarının ektiklerini biçtim. Benim yapıtım, Goethe imzasını taşıyan ortak bir çalışmanın ürünüdür.”
Goethe:
Kendi yaşamının mimarıdır.
Yaşamında şanstan çok, çalışmanın, emeğin payı olduğuna inanır.
Sabah çalışmaya büyük değer verir. Saat beşle altı arasını en verimli üretkenlik zamanı sayar.
İnsan ona göre Tanrının bir parçası, tanrısal doğayla dopdolu bir temsilcidir; tabiattaki canlılığı, üretkenliği sürdürmesi beklenir.
Etkenlik, üretkenlik yalnızca zihinsel çalışmayla sınırlı değildir.
Hareketsiz, masa başından kalkmayan bilgin tipinden hoşlanmaz.
“Bilmek yetmez, uygulamak da gerek, istemek yetmez, yapmak gerek.”sözüyle uygulamanın önemini anlatır.
Açık hava yürüyüşleri, dağlara tırmanma, paten yapma, dans etme ve yüzmeden çok hoşlanır.
Doğa yürüyüşleri onun için bir bilgi-hikmet kaynağıdır.
Okuyarak öğrendiklerimi gezerek öğrendim.”diyerek, gezinin önemini anlatır.
Ata biner, faytonla yolculuktan hoşlanır.
Eskrim de gençliğinde yaptığı sporlardandır. Ancak düellodan hoşlanmaz.
Dağ tırmanışları, ona “Almanya İmparatorluğunun İlk Dağcısı” unvanını kazandırmıştır.
Avcılıkta ustadır.
Vücut sağlığının ruh sağlığına etkisinden emindir.
İçkisini özenle seçen birisidir.
Yemekli misafir ağırlamaktan çok hoşlanır.
Her şeyin güzel bir yanını keşfetmeyi bilir.
Üzülünce, kederlenince uykuya kaçar.”Uyku benim çok şeyime çaredir.”diyerek, uykunun kıymetini ifade eder.
Çocukları çok sever.
Müzikten tat almak, ömür boyu sürdürdüğü bir özelliktir.
Yaşlılık ise onun yaşamında bir sanat şekline dönüşmüştür.”Bence geçmiş, ilgilerimizin durmadan eklendiği bir servet ve bunun faizini yaşlılıkta almak hoş oluyor.”
Politika ise onun hoşlanmadığı bir iştir.
Kadınlar ve Goethe
Kadınlar hakkındaki ilginç görüşlerini, ‘Goethe Der ki..’ adlı yapıttan ortaya koyalım.
Kadınlar yalnızca birbirleri için süslenir, kendi aralarında süsü artırmaktan bıkmazlar.
Evini derli toplu tutan kadın, kocasının yaptığı her türlü kaçamağı görmemezlikten gelsin; onun geri döneceğinden her zaman emin olabilir.
En mükemmel sayılan kadın, çocuklarına babalarının yokluğunda baba olabilecek kadındır.
Kadınlara karşı davranış, görgünün temelidir.
Kadınlarla şakalaşmaya yeltenmemeli.
Evli kadınlar kendi aralarında birbirlerinden hoşlanmasalar da, aralarında hele genç kızlara karşı sessiz bir dayanışma vardır.
Kadınlar, istedikleri zaman neler yapabileceklerinin bir bilseler!
Kadın öğüdüne uymaktan, bin pişman olanların sonuncusu ben değilim.
Erkekler yaşlanır, kadınlarsa değişir.
Güzel bir kadın, her zaman güzeldir.
Sımsıkı bağlanmak, kadının erdemidir.
Kitapta yazılanlar elbette bunlarla sınırlı değil.
Prof. Gürsel Aytaç, yaptığı derlemeyi 302 konu başlığı altında toplamış. Her sözün hangi yapıttan ve kaynaktan alındığını göstermiş. Ancak konu başlıklarının fihrist halinde verilmeyişi bir eksiklik olarak göze batıyor.
Alman edebiyatının dünya edebiyatına büyük bir armağanı olan dahi Goethe’yi yakından tanımak isteyenler için bu kitap mutlaka edinilmesi gereken bir yapıt. Gerek çevirisi, gerek düzenlemesiyle büyük bir sabır ve emek işi...Gerisi okuyucuya kalmış.
Ömer Akşahan
Kaynaklar: 1.Goethe Derki.., Prof.Dr.Aytaç, Gürsel, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1.baskı, Nisan 2000, 572 sy., İstanbul
2. Goethe, Mektuplar,Milliyet Kitapları, 4.Basım, Temmuz 97, 210 sy., İstanbul, Seçen ve Çeviren; Melahat Togar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




