Mustafa Sönmez
Eylül tüketici enflasyonu, son 5 ayın zirvesine vararak yüzde 1,23’ü, 12 aylık olarak da yüzde 9,24’e çıkarken önümüzdeki aylarda yeniden iki haneli enflasyonun yaşanacağının sinyallerini verdi. Bu sonuçta çok açık bir neden var: Tarımsal üretimdeki gerileme, yani çöküş…Tarımsal ürün arzının eksikliği, fiyatların yükselişini beraberinde getirdi…
Üretici fiyatları optiğinden bakacak olursak, son 12 ayın fiyat artışı yüzde 9’a yaklaşırken tarımdaki üretici fiyatlarındaki artışın yüzde 22’ye yaklaştığı anlaşılıyor. Tarımda fiyatlar, 2009’un son çeyreğinden başlayarak sürekli tırmanış halinde. 2010’un Nisan ayında tarımda yıllık artışlar yüzde 30’a yaklaşmıştı.
Kaynak:TÜİK, ÜFE veri tabanı
Tarımda fiyatların bu tırmanışında, özellikle 2000’li yıllarda hızlanan neoliberal politikalar en önemli etken. IMF-Dünya Bankası direktifleriyle birçok ürünün ekimi sınırlandırılırken “mali disiplin” politikaları ile birçok tarımsal üründe destekler azaldı, üretim geriledi, kuraklıkla, tarımsal zararlılarla mücadelede tek başına bırakılan üretici, tarıma küstü ve kitleler halinde kırlardan kente göçtü. Sonuçta, tarımda büyüme oranları, özellikle son yıllarda hızla geriledi. 2001’de yüzde 8 küçülen tarım, 2002’de yüzde 9 büyüdükten sonra, AKP’nin 2003-2009 arası iktidarında ancak yüzde 1,4 büyüdü. Oysa ekonominin genelinde bu dönemde yıllık büyüme oranı yüzde 4,3 olarak gerçekleşti.
***
Tarımdaki neoliberal yıkım, bu yılın domates fiyatlarındaki yüzde 57’lik rekor artışta kendini gösterdi. Türkiye Ziraatçiler Derneği Başkanı İbrahim Yetkin, Milliyet’e yaptığı açıklamada domates güvesinin 10 milyon ton civarında olması beklenen domates mahsulünü yarı yarıya azalttığını belirtirken, “Gerekli müdahale yapılmadı. Son yıllarda devlet eliyle mücadeleyi rafa kaldırdık. Çiftçiler mücadeleyi kendileri yapıyorlar. Maliyeti de dönüm başına 1.500-2.000 lirayı bulduğu için ilaçlama yapmak istemeyenler oldu. Bu haşere İspanya, Tunus ve İtalya’da da görüldü ama ilaçlamanın yarısını devlet karşıladı. Şimdi Tarım Bakanlığı bu bölgeleri karantinaya alıyor, ama böyle önlenmez” diyordu. Yetkin, aşırı sıcaklar ve üreticinin geçen yıl çok ucuzlayan domates ekiminden kaçması faktörünün de fiyat şokunda etkili olduğunu belirtiyordu. Plansızlık, öngörüsüzlük, sonuçta domatesin yanı sıra bir dizi sebze ve meyvenin üretimini de olumsuz etkiledi. Tarımın yanı sıra hayvancılıktaki ihmal ve öngörüsüzlük et,dolayısıyla et ürünleri ve süt ürünlerinde de üretimi, arzı geriletti ve fiyatları hızla tırmandırdı. Gerileyen tarım ve hayvancılığın üretim ve arzındaki gerilemeyi telafi etmek için “kendine yetinmekle övünen Türkiye”, hızla tarım ve gıda ürünü ithalatını artırıyor.
2008’den bu yana ayda ortalama 760 milyon dolarlık tarımsal ürün ve gıda maddesi ithalatı yapılıyor. 2008’in tamamında 10,2 milyar doları geçen tarım-gıda ithalatı, 2009’da 7,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2010’un ilk 8 ayında ise 6,5 milyar doları geçen ithalatın yıl sonunda 10 milyar doları bulması hiç de şaşırtıcı olmayacak.
AKP’nin yol açtığı tarımdaki çöküş, varlık içinde yokluk, ne yazık ki bu boyutta kalmayacak , derinleşecek… MUSTAFA SÖNMEZ - İNTERNET SİTESİ
Bu Blogda Ara
8 Ekim 2010 Cuma
4 Ekim 2010 Pazartesi
CESARE PAVESE
İtalyan şair ve yazar Cesare Pavese 9 Eylül 1908'de Torino cıvarında Santa Stefano Belbo'da doğdu, 27 Ağustos 1950'de Torino'da öldü. Torino Üniversitesi'nde edebiyat öğrenimi gördü. 1930'da mezun olunca dil ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Einaudi Yayınevi'nin kurucuları arasında yer aldı. Şiir ve romanın yanı sıra ABD edebiyatından çok sayıda çeviri ürünler vermiştir. La Cultura dergisinin yayın yönetmenliği sırasında faşizme karşı çıkan yayınları nedeniyle 1935'te tutuklanarak sürgüne gönderilmiştir. Sağlık sorunları nedeniyle İkinci Dünya Savaşı'na katılamayan Pavese bu dönemi kızkardeşinin yanında Piemont bölgesinde geçirmiştir. 1950'de Tra donne sole (Yalnız Kadınlar Arasında) adlı romanı ile Strega Ödülü'nü kazanmıştır. Pavese, 27 Ağustos 1950'de etkisinden bir türlü kendini kurtaramadığı ölüm saplantısına yenik düşerek ününün doruğundayken yaşamına kendi eliyle son vermiştir. Cesare Pavese yazın dünyasına şiirle başlamıştır. 1936'da yayımlanan Lavorare stance (Çalışmak Yorar) adlı yapıtında öznel olmayan, lirizmden uzak ve düzyazı özellikleri taşıyan bir çeşit öykü-şiir yaratmayı amaçlamış, günlük konuşma dili kuşatmasında çağdaş yaşamın insanı içine düşürdüğü acımasız ve derin yalnızlığın boyutlarını anlatmayı amaçlamıştır.
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:

ÇALIŞMAK YORAR
Evden kaçmak için yolu geçmeyi
yapsa yapsa bir çocuk yapar.
çocuk değil ki artık
bütün gün sokaklarda sürten bu adam
üstelik evden de kaçmıyor.
Hani yaz ikindileri vardır
meydanlar bomboş uzanır batan güneş altında,
geçip gereksiz bitkilerle bir bulvardan
durur yalnız adam.
Değer mi bunca yalnızlık, gittikçe daha yalnız olmak için?
Boştur yollar meydanlar yalnız gezildiğinde.
Oysa bir kadın durdurmalı
konuşup da birlikte yaşamaya inandırmalı,
yoksa hep kendisiyle konuşur insan. bunun için de
kimi vakit körkütük olur geceleri
ve anlatır durmadan, anlatır yapıp edeceklerini.
Böyle ıssız meydanda bekleyerek
rastlanmaz elbette kimseye, ama dolaşırken sokakları
durduğu olur insanın şöyle bir.
Olsalardı iki kişi, başka olurdu ev
sokaklarda bile. Kadın olurdu, değerdi dolaşmaya.
Gece kimsecikler kalmaz meydanda
Oradan geçen bu adam görmez
yararsız ışıklar içinden evleri
kaldırmaz artık gözlerini.
Kaldırımları dinler yalnızca
kendininkiler gibi nasırlı ellerin döşediği.
Doğru değil ıssız meydanlarda kalmak.
Mutlaka yolda olmalı o kadın
yalvarsan eve çeki düzen verecek.
Cesare PAVESE
Çeviren : Bedrettin CÖMERT
GELECEK ÖLÜM - GÖZLERİ GÖZLERİN OLACAK
Gelecek ölüm - gözleri gözlerin olacak
sabahtan akşama dek, gözünü kırpmadan,
sağırcasına, eski bir vicdan acısı gibi
saçma bir alışkanlık gibi
ardımızdan kovalayan bu ölüm
gelecek bir gün
Boş bir sözden ayrımsız olacak gözlerin
aynada kendini gördüğünden ayrımsız her sabah,
suskun bir çığlık, bir sessizlik olacak.
Ey sevgili umut, o gün biz de bileceğiz
hem yaşam hem hiçsin sen bile, ey sevgili umut!
Herkese birdir bakışı ölümün
Gelecek ölüm - gözleri gözlerin olacak
bir alışkıyı bırakırcasına
ölü bir yüzün belirdiğini görürcesine aynada
kenetli bir dudağı dinlercesine
sessizce ineceğiz o dipsiz burgaca.
Cesare PAVESE
Çeviri : Bedrettin Cömert
ÖLÜM GELECEK VE SENİN GÖZLERİNLE BAKACAK
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak -
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.
Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
Cesare PAVESE
Çeviri : Cevat ÇAPAN
YAPITLARI
Lavorare stanca (Çalışmak Yorar, 1936)
Verra la morte e avra i tuoi occhi (Ölüm Gelecek ve Gözleri Gözlerin Olacak, 1951,ö.s.)
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:

ÇALIŞMAK YORAR
Evden kaçmak için yolu geçmeyi
yapsa yapsa bir çocuk yapar.
çocuk değil ki artık
bütün gün sokaklarda sürten bu adam
üstelik evden de kaçmıyor.
Hani yaz ikindileri vardır
meydanlar bomboş uzanır batan güneş altında,
geçip gereksiz bitkilerle bir bulvardan
durur yalnız adam.
Değer mi bunca yalnızlık, gittikçe daha yalnız olmak için?
Boştur yollar meydanlar yalnız gezildiğinde.
Oysa bir kadın durdurmalı
konuşup da birlikte yaşamaya inandırmalı,
yoksa hep kendisiyle konuşur insan. bunun için de
kimi vakit körkütük olur geceleri
ve anlatır durmadan, anlatır yapıp edeceklerini.
Böyle ıssız meydanda bekleyerek
rastlanmaz elbette kimseye, ama dolaşırken sokakları
durduğu olur insanın şöyle bir.
Olsalardı iki kişi, başka olurdu ev
sokaklarda bile. Kadın olurdu, değerdi dolaşmaya.
Gece kimsecikler kalmaz meydanda
Oradan geçen bu adam görmez
yararsız ışıklar içinden evleri
kaldırmaz artık gözlerini.
Kaldırımları dinler yalnızca
kendininkiler gibi nasırlı ellerin döşediği.
Doğru değil ıssız meydanlarda kalmak.
Mutlaka yolda olmalı o kadın
yalvarsan eve çeki düzen verecek.
Cesare PAVESE
Çeviren : Bedrettin CÖMERT
GELECEK ÖLÜM - GÖZLERİ GÖZLERİN OLACAK
Gelecek ölüm - gözleri gözlerin olacak
sabahtan akşama dek, gözünü kırpmadan,
sağırcasına, eski bir vicdan acısı gibi
saçma bir alışkanlık gibi
ardımızdan kovalayan bu ölüm
gelecek bir gün
Boş bir sözden ayrımsız olacak gözlerin
aynada kendini gördüğünden ayrımsız her sabah,
suskun bir çığlık, bir sessizlik olacak.
Ey sevgili umut, o gün biz de bileceğiz
hem yaşam hem hiçsin sen bile, ey sevgili umut!
Herkese birdir bakışı ölümün
Gelecek ölüm - gözleri gözlerin olacak
bir alışkıyı bırakırcasına
ölü bir yüzün belirdiğini görürcesine aynada
kenetli bir dudağı dinlercesine
sessizce ineceğiz o dipsiz burgaca.
Cesare PAVESE
Çeviri : Bedrettin Cömert
ÖLÜM GELECEK VE SENİN GÖZLERİNLE BAKACAK
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak -
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.
Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
Cesare PAVESE
Çeviri : Cevat ÇAPAN
YAPITLARI
Lavorare stanca (Çalışmak Yorar, 1936)
Verra la morte e avra i tuoi occhi (Ölüm Gelecek ve Gözleri Gözlerin Olacak, 1951,ö.s.)
SAİNT JOHN PERSE
31 Mayıs 1887’de Fransız Antil Adaları’na bağlı Guadeloupe Adası yakınlarında Saint-Léger-les-Feuiles Adası’nda doğdu, 20 Eylül 1975’te Fransa’da Presxu-Île-de-Giens’de yaşamını yitirdi. Asıl adı Marie-René-Auguste-Aléxis Saint-Léger’dir. Edebiyatçı olarak Alexis Saint-Léger Léger adını kullandı ve Saint-John Perse olarak ünlendi. Bordeaux Üniversitesi’nde hukuk, felsefe, klasik edebiyat, antropoloji ve politik bilimler okudu. Sınavla Dışişleri Bakanlığı’na girdi. 1916-1921 yılları arasında Çin’de Şanghay ve Pekin’de; 1921-1932 yılları arasında Aristide Briand’ın yanında sekreterlik, 1933’te dışişleri bakanlığı genel sekreterliği görevlerini yaptı. II. Dünya Savaşı’nda Alman işgaline karşı Fransız Direniş Hareketi’ni desteklediğinden 1940’ta Fransa’nın teslim olması üzerine ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Vichy hükümeti tarafından vatandaşlıktan çıkarıldı, mal varlığına ve bir kısmı yayınlanmamış yapıtlarına el konuldu, şiirleri yok edildi. Kısa sürelerle İngiltere ve Kanada’da bulundu, Archibald MacLeish aracılığıyla Kongre Kütüphanesi’ne (Library of Congress) Fransız edebiyatı danışmanlığına getirildi, Harvard Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1945 yılında yeniden vatandaşlık hakkı elde etmesine karşın 1957 yılına dek Fransa’ya dönmedi. 1960 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. Saint-John Perse başlangıçta Sembolizm (Simgecilik) etkisindedir, ancak zamanla geliştirdiği biçemde günlük konuşma dilinin dışında, kutsal metinlerdeki ve törenlerdeki anlatımı yolunu kullanan, bu nedenle retorik yanı ağır basan, alegori ve imge kullanımına sıkça yer veren bir yapı görünür; içerik olarak doğayı ve insanı yücelten şiirler yazmıştır.Tüm yapıtları aslında bir ‘insanlık ağıtı’dır, denilebilir.
BİR DÖNENCE İÇİN ŞARKI
Geçen akşam gök gürlüyordu, ve dört yanı mezarlık toprağın üstünde
çınlayışını duyuyordum
insana verilen bu yanıtın, kısaydı ve yalnızca bir çatırtıydı.
Dosttu gökyüzünün sağnağı, bizimleydi, Tanrı’nın gecesi, kötü
havamız oldu
ve sevgi, her yerde, kaynaklarına geri dönüyordu.
Biliyorum, gördüm: yaşam kaynaklarına geri dönüyor, yıldırım
gereçlerini topluyor terk edilmiş taş ocaklarında,
çamların sarı çiçektozu, teras köşelerinde birikiyor,
Ve Tanrı’nın tohumu gidip denizin mor plankton örtülerine
karışıyor.
dağınık Tanrı, bize katılıyor çeşitlilikte.
*
Efendimiz, yerin Sultanı, bakın kar yağıyor, ve gökyüzü çatışmasız,
toprak her türlü semerden bağışık:
Seth’in ve Saül’ün, Che Huang-ti’nin ve Keops’un toprağı.
İnsanların sesi insanlarda, bronzun sesi bronzda, ve dünyada bir
yerlerde
gökyüzünün avazsız, çağın niyetsiz kaldığı bir yerde
bir çocuk geliyor dünyaya kimsenin ne soyunu ne orununu bildiği ve
deha, güvenli vuruşlarla vuruyor saf bir alnın yüzeylerine.
Ey Toprak, Anamız, kaygılanmayın bu soy için: çağ hızlı, çağ yığın ve
yaşam gidiyor yoluna.
Biz ki kaynağımızı tanımadık ve dingin bir köy bulamayacağız ölümde,
bir şarkı yükseliyor içimizden:
Toprak’la insan arasında bir saatlik dönence.
Saint John PERSE
Çeviri: Samih RİFAT
CHRONIQUE’TEN
… Büyük çağ, işte geldik – insan ayaklarımız çıkışa dönük. İstifçilik
yetti artık, harmanımızı rüzgârlandırmak, şereflendirmek
zaman geldi.
Yarın büyük boralar meyveleri çalacaklar, şimşek iş başında olacak.
Göğün asası iniyor, toprağa damgasını vurmaya. Birlik kuruldu.
Ah! Mutlu azınlık da kalksın ayağa, yeryüzünün pek büyük ağaçları
kalksın, izinden gittiğimiz bir büyük ruhlar oymağı gibi… Ve
akşamın şiddeti insin, tatlılığın haberiyle insin, yıkıcı taşlardan
yollar, lavantayla aydınlanmış yollar üstüne…
O zaman, ambere takılmış en yüksek sapta, fildişi safirinin üstünde
Yarı çözük, en yüksek yaprağı titreyişi.
Hareketlerimiz şimşek bahçelerinde uzaklaşıyor…
Başkaları kursun yapıları, kayalar ve lavlar arasında. Mermerleri
başkaları diksen şehre.
Bizim için yüce macera türküyle başladı.Yeni elin açtığı yol ve
doruktan doruğa taşınan ateşler.
Harem türküleri değil, gece türküleri, yani Macar Kraliçesinin
türküleri değil, eski aile kılıçlarının aslı uçlarında kırmızı mısırlar
tanelenirken söylenmez.
Daha ağır türkü, başka kılıcın türküsü, şeref ve büyük çağ türküsü
gibi ve Ustanın türküsü, akşam vakti, ocak başında, yolunu
yapayalnız uçan Ustanın.
…Ocak, ruh önünde ruhun gururu, büyük ve mavi kılıçta büyüyen
ruhun gururu.
Saint John PERSE
Çeviri: Tahsin YÜCEL
DUVAR
Senin düş çemberini engellemek içindir karşıda uzanan duvar.
Fakat çığlıklanır imge.
Yağlı koltuğun bir kanadına dayalı başın.
yoklarsın dişlerini dilinle:yağın ve salçanın tadı
çürütürken diş etlerini.
Ve düşünü kurarsın adanın üzerindeki ak bulutların,
yeşil bir gün ışırken bağrında giz dolu suların.
…Sürgündeki özün teridir bu, tohumları uzun kılıflı
bitkilerin acı sızıntısı gibi, olgun mangrovların sinsi acılığı,
ve tohum kılıflarındaki kara nesnenin buruk sevinci gibi.
Bu ölü ağaç kovuklarındaki karıncaların yaban balıdır,
Yeşil bir meyvanın buruk tadıdır gün doğuşunda içtiğin;
havadır, sütlü ve tuzlu alizelerin tadınca..
Sevinç! Ey gökyüzünün yücelerine salınmış sevinç! Ak ketenler
ışıyor, otlar ve yapraklarla örtülü görünmez avlular ve uzun
bir günün yüzyılında boyanmış toprağın yeşil nimetleri….
Saint John PERSE
Çeviri: Mazhar CANDAN
NÂİBİN HİKÂYESİ
Yendin! Yendin! Kan ne güzeldi ve el başparmakla ve parmakla kılıcı
silen!..
Şeydi
aylar vardı. Ve biz sıcaktan yanıyorduk. Ellerindeki kafeslerde yeşil
kuşlarla kaçışan kadınlar hatırlıyorum; alay eden sakatlar ve
ülkenin en büyük gölünde takla atan durgun adamlar… Tek
gözlü bir deve üstünde çitlerin ardında koşan bir peygamber…
Ve insan meyveleriyle yüklü odun yığınları yıkılıyordu. Ve krallar
ölümün kokuları arasında çıplak yatıyorlardı. Ve kardeş küller
sıcaklığını yitirdiği vakit,
bu ak kemikleri topladık işte
buruk şarapta yıkanan.
Saint John PERSE
Çeviri:
İlhan BERK
ÖVGÜLER
Ey!.. Sen ey ne denli övsem yeri!
Sarı eller altındaki alnım,
andığın olur mu hiç o gece terlerini?
O ateşler içinde geçen yarı geceyi, o boş, anlamsız, o sarnıç tadında?
Sabah koylarında kişiyi şıkır şıkır oynatacak
O tiril tiril mavi tan çiçeklerini?
O sivrisinek vızıltısı gibi sessiz öğleyi,
Ve o renkler denizinden fırlatılan okları?..
Sen ey! Sen ey ne denli övsem yeri!
Çalgılı kocaman gemiler vardı rıhtımda;
bakam ağaçları dolu burunlar; ve pırıl pırıl yaban yemişleri…
Peki n’oldu rıhtımdaki o çalgılı kocaman gemiler?
Hurma dalları!.. O eski günlerde
Görülmez yolculuklara saplanmış, o pek saf bir deniz
meyvelikler üstünde kat kat yükselen bir gök örneği
gırtlağına dek dolardı; kuşlar, altın meyveler
ve mavi balıklarla.
O günlerde daha bir gösterişli doruklardan saçılan güzel kokular
bir başka çağlardan bir hava estirirdi;
ve o kalın kabuklarıyla pek böbürlenen
babamın bahçesindeki bir o tarçın ağacıyla
başı dönmüş bir evren, kendinden geçip sayıklardı.
(Ey… Sen ey denli övsem yeri! Ey tükenmek bilmez masal
ve ey bolluk sofrası!)
Saint John PERSE
Çeviri: Tahsin SARAÇ
ŞARKI
Atım durmuş kumrular dolu bir ağacın altında, öyle
pürüzsüz bir ıslık çalıyorum ki, hiçbir sözü tutmaz oluyor
kıyılarına karşı bütün bu akarsular. (Canlı yapraklar övünç
imgesidir sabahta)…
*
Ve üzgün olsa da kişi, gün doğmadan kalkıyor ve
çekine çekine ilgi kuruyor yaşlı bir ağaçla, çenesini son
yıldıza dayayıp, görüyor aç göğün dibinde sevince dönüşen
o büyük, duru şeyleri…
*
Atım durdu kuğuran ağacın altında, daha da pürüzsüz
bir ıslık çalıyorum… Ve erinç onlarla olsun, öleceklerse, ki
hiç görmediler bu günü. Ama kardeşim ozandan haberler var.
Pek tatlı bir şey yazdı gene. Ve bir iki bilen oldu bunu…
Saint John PERSE
Çeviri:
Sait MADEN
SÜRGÜN I.
Archibald Mac Leish’e
Kumlara açılan kapılar, sürgüne açılan kapılar,
Fenercilere anahtarlar ve eşik taşına serilmiş ay:
Siz, beni konuklayan, bırakın bana sırça köşkünüzü kumlardaki
Biliyor yaramızda mızrak demirlerini o alçı taşından yaz
Bir yer seçiyorum, ortada ve hiç, o kemik yığını gibi mevsimlerin,
Ve tüm kumsallarında yeryüzünün, bırakıp kaçıyor yanmaz yatağını,
o tüten tanrısal öz
Kendilerinden geçirmek içindir Tauride prenslerini, şu kasınmaları
şimşeğin.
Saint John PERSE
Çeviri: Tahsin SARAÇ
YAPITLARI
Éloges (Övgüler, 1911)
Anabase (Anabasis,1924)
Amitié du Prince (Hükümdarın Dostluğu, 1924)
Exile (Sürgün, 1942)
Poème l'Etrangère (Yabancı Bir Kadına Şiir, 1943)
Pluies (Yağmurlar, 1943)
Neiges (Karlar, 1944)
Vents (Rüzgârlar, 1946)
Œuvre Poétique (Toplu Şiirler, 1953)
Amers (Kerterizler,1957)
Chronique (Geçen Zaman/Tarihçe,1960)
Oiseaux (Kuşlar, 1962)
Œuvres Complétes (Toplu Yapıtlar, 1972)
Chant Pour Un Équinoxe (Bir Dönence İçin Şarkı, 1975)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


